Faiz

Faiz haberleri, faizde beklentiler.

Tahvil Nedir? Tahvil Çeşitleri, Avantajları, Kazançlar

Tahvil, borç alan tarafın borç veren kişiye verdiği bir söz olarak düşünülebilir. Borcu alan taraf, tahvili basan şirkettir. Borcu veren ise tahvili alan yatırımcıdır. Tahvilin temel özellikleri şunlardır:

  • Tahvilin süresi dolduğunda anapara yatırımcıya geri verilir.
  • Tahvilin süresi dalana kadar belirli aralıklarda, yatırımcıya anapara üzerinden faiz ödemeleri yapılır. Bu faiz ödemeleri genelde sabit, söz gelimi yıllık %5’tir. Bu sabit ödemelerden dolayı tahvillere sabit faizli veya sabit gelirli tahvil denir.

Tahvil Nedir?

Anapara ve faiz ödemelerinin yanında tahvilin ayrıca bir fiyatı vardır. Neredeyse tüm tahvillerin basılış fiyatı 100,00 kabul edilir. Basımdan sonra tahvilin fiyatı yükselebilir veya azalabilir. Bir tahvilin 85,00 veya 115,00’den takas edilmesi gayet doğaldır. Bunun nedeni menkul değerler borsasındaki hisselerle tamamen aynı şekilde alınıp satılmasıdır. Ömrü boyunca oynamalar gösterse de vadesi dolduğunda neredeyse istisnasız olarak yine 100,00’den geri alınacaktır. Tahvilin son özelliği getirisi, yani getireceği faiz oranıdır ki bu da fiyatına bağlıdır.

Tahvilin Avantaj ve Dezavantajları

Faiz ödemeleri tahvili piyasaya süren tarafından yatırımcıya ödenir. Faizin oranı piyasaya sürenlerin güvenilirliğine, tahvilin süresine ve aynı zamanda günün ekonomik koşullarına bağlıdır.

Bir tahvilin faiz oranına kuponu denir ve genelde yıllık ve yarı yıllık olarak ödenir. Örneğin %5.625’ten 10.000 dolarlık bir tahvil, vadesi boyunca yatırımcıya her yıl 562 dolar getirir. Tahvilin piyasadaki fiyatı ya da getirisi ne olursa olsun bu miktar değişmez. Bu örnekte, eğer ödemeler her 6 ayda bir yapılıyor olsaydı miktar 281 dolar olurdu.

Tahvil Kazançları ve Enflasyon

Tahvil dünyasının büyük ikilemi faiz oranları yani merkez bankası faiz oranları ve enflasyon arasındadır. Diğer tüm yatırımlar gibi tahviller de yatırımcının başka seçeneklerden elde edeceği kazançla rekabet etmek zorundadır. Bu yüzden merkez bankası faiz oranları düşük olduğunda, tahviller parayı mevduata yatırmaktan daha iyi getiri sağlayacak demektir. Fakat merkez bankasının faiz oranları yüksekse elinde parası olan tahvil almak yerine genelde parayı banka hesabına yatırmayı tercih eder.

Benzer şekilde enflasyon paranın gerçek değerini yani satın alma gücünü düşürür. Eğer enflasyon yükselirse yatırımcılar paralarına karşılık daha yüksek getiri talep eder. Tahvillerin faiz ve geri ödeme değerleri sabit olduğundan, enflasyonun yüksek olması durumunda tahvillere yatırılan para hızla eriyebilir. Bu durumda yatırımcılar daha yüksek getiri talep ederler ki bu da tahvil fiyatlarının düşmesi demektir.

Tahvillerde Süre ve Vade

Neredeyse tüm tahvillerde bir sonlanma süresi yani vade vardır. Bu tarih gelice tahvili basan taraf anaparayı geri ödemek durumundadır. Vadeler tahvilden tahvile büyük değişiklik gösterir, bazıları 6 ayda dolarken bazılarının vadesi 30 yılı bulabilir. Tahvilin dolum tarihi yaklaştıkça ödenmeme riski gittikçe azaldığından fiyatı da 100,00 olan çıkış fiyatına yaklaşır.

Tahvil Çeşitleri

Her biri farklı getiri ve riskte pek çok farklı tahvil türü vardır. En alt kategoride güvenli olduğu kabul edilen ama getirisi düşük devlet tahvilleri bulunur. En tepedeyse çok daha yüksek risk içeren ama potansiyel getirisi de ona göre daha iyi olan yüksek getirili tahviller yer alır.

Kredi Marjı: Kredi marjı, farklı şirket veya ülke tahvillerinin getirilerindeki farklılıkların belirli bir ölçüte göre tanımlanmasında kullanılır. Bu ölçüt genelde 10 yıllık devlet tahvilidir. Marj, taban puanlarıyla ölçülür ve aynı vadeli güvenli devlet tahvillerine oranla algılanan riske bağlı olarak genişler veya daralırlar.

Taban Puanı: Pek çok menkul değer, oran ve kredi marjı, çok küçük genelde on bindelik oynamalarla hareket eder. Bunlara taban puanı denir. Bir taban puanı %0,01’e eşittir. Dolayısıyla 100 taban puanı %1’e eşittir.

Faiz Arttırımı Kur Artışına Çözüm Olabilir Mi?

Son günlerde en çok tartışılan konulardan birisi de faiz arttırımı ve kur meselesi.Siyasetin gündemini belirleyen bu konu üzerine herkesin merak ettiği esas soru ise faiz artışının dolar kuru üzerindeki etkisi. Ekonomist Mahfi Eğilmez paylaştığı son yazısında herkesin aklındaki o soruyu yanıtladı.

Faiz Artırımı Niçin Çözüm Olmuyor?

Son zamanlarda yaygın bir akıl yürütme söz konusu: “Faizi artırdık ama kurlar düşmedi, demek ki faizi artırmak işe yaramıyormuş.” Akıl yürütme Sherlock Holmes’in bir konuda sonuca varmak için kullandığı oldukça yararlı ve basit bir yöntem. Yalnız biraz tehlikelidir. Çünkü neden – sonuç ilişkilerini etkileyecek unsurlar dikkate alınmazsa tamamen ters sonuçlara varılmasına yol açabilir. O nedenle bu yöntemi kullanırken çok dikkatli ve titiz olunması, hiçbir ayrıntının atlanmaması gerekir.

Gerçekten faiz artırımı işe yaramıyor mu? Faiz artırımı tek başına çözüm getirmez, mutlaka ardından asıl çözümlerin onu izlemesi gerekir. Faiz artırımı kanamalı bir hastanın kanamasını durdurmaya benzer. Kanama durdurulmakla hastanın sorunu çözülmüş olmaz ama hastanın kan kaybından ölmesi önlenmiş olur. Asıl derdin ne olduğunu teşhis edip onu tedavi etmek için gerekli işlemleri yapmak şarttır. Bunların hepsi doğru ama faiz artırımı da öyle “hiçbir işe yaramıyormuş” diye kenara atılacak bir şey değil. Çünkü kısa vadede ciddi biçimde işe yarayan bir önlemdir.

Madem faiz artırımı işe yarıyor, madem biz faizi enflasyona neden olan kur artışını tersine çevirsin diye yapıyoruz o halde niçin artırımdan kısa bir süre sonra başladığımız yere geliyoruz, niçin kurlar önce düşse de tekrar artarak aynı noktalara geliyor? Bunun iki nedeni var.

İlk neden faiz artırımının ardından gereken adımların atılmamasıdır. Türkiye’nin bugün ciddi yapısal reformlara ihtiyacı var. Yargının ve eğitimin siyasallaştığı, demokrasinin ahbap çavuş demokrasisine, kapitalizmin ahbap çavuş kapitalizmine dönüştüğü bir yerde bunları düzeltecek adımlar atılmadıkça faiz artışı çözüm getiremez. Üretimin ithalata bağımlılığı artarak sürerken, tarım ve hayvancılık sektörleri üretip ihraç eden alanlar olmaktan çıkıp ithalâtçı olmaya dönmüşken faiz tek başına çözüm getiremez. O halde faiz artırımından gereken etkiyi alamamanın ilk nedeni faiz artışının yapısal reformlarla desteklenmemesidir. Faiz artışı bir çeşit ek önlemdir. Asıl olanlar bu yapısal reformlardır. Ek önlem, asıl önlemlerin yerini dolduramaz.

İkinci neden faiz artırımının “kerhen” yapılıyor olmasıdır. Kerhen yapılan hiçbir işten hayır gelmez. Faizi artırıp ardından faizin kötü bir şey olduğu, bunu artırmak değil aslında indirmek gerektiği söylenir, bankaların piyasa değerlerini düşürecek açıklamalar yapılırsa faiz artırımının hiçbir etkisi kalmaz. Faiz artırımı, yükselen risklerin bedelidir. Yeni risk artışlarına yol açacak yeni tartışmalar açıldığında faiz artırımının etkisi sıfırlanır.

Eylül ayı başlarında 550’yi aşmış olan CDS primi, 13 Eylül’de Merkez Bankası’nın yaptığı sert faiz artırımının ardından hızlı bir düşüş sergiledi. Sonrasında tekrar yükseldi. Bu düşüşü izleyen yükselişler 13 Eylül’den hemen sonra risk artırıcı gelişmeler olduğunu ortaya koyuyor. 13 Eylül’den sonra neler olduğuna bir bakalım: (1) Faizin aslında düşürülmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar. (2) Bazı banka hisselerinin Hazineye devredilmesi gerektiğine ilişkin söylemler. (3) Türk Parasının Kıymetini Koruma düzenlemeleri (döviz ile yapılan sözleşmelerin TL’ye çevrilmesi.) (4) İDLİB gelişmeleri.

Bunlardan sonuncusu dışında tamamı Türkiye’den kaynaklanıyor. Ve tamamı riskleri artırıcı gelişmeler. Meseleye böyle baktığımızda faiz artırımının işe yaramasının zaten imkânsız olduğunu görmek mümkün. Riskleri artırmaya devam edeceksek o zaman faizi artırmanın bir anlamı yok.

 

Son Baskı