Ekonomi

Siyaset, politika, ve önemli gündem haberleri, önemli gelişmeler.

Sahte ve Taklit Ürün Üretimi ve Satışında Ceza Prosedürü

Bilindiği üzere Türkiye’de sahte ve taklit ürünlerin üretimi ve tüketimi oldukça yaygın. Özellikle başta dünyaca ünlü markaların ürünlerinin taklit ve sahte üretimi Çin’nden sonra en fazla Türkiye’de yapılıyor ve yine bu sahte ürünlerin satış ve tüketimi Türkiye’de çok fazla karşılaşılan bir durum. Marka Koruma Grubu verilerine göre sahte, taklit ve kaçak piyasası dünya ticaretinin yüzde 2.5’ini oluşturuyor. Bu oranın rakamsal değeri yaklaşık olarak 500 milyar dolar civarında. Çin‘den sonra 2. sırada gelen Türkiye‘de bu piyasanın büyüklüğünün 17.2 milyar dolar olduğu belirtiliyor.

Kapalıçarşı, Laleli ve Eminönü denilince akla bugün ne yazık ki akla sahte ve taklit ürünler geliyor. Dünyanın en lük markalarının ürünleri birebir taklit edilerek çok daha uygun fiyatla tüketicilere satılıyor.

Peki, taklit ve sahte ürünler konusunda uygulanan cezai yaptırımlar var mı? Sahte ve taklit ürünlerin üretimi ve satışı konusunda nasıl bir ceza prosedürü uygulanıyor?

Sahte ve Taklit Ürünlerin Üretimi ve Satışında Ceza Prosedürü

Türkiye’de sahte ve taklit ürünlerin üretilmesi ve satışı konusunda belli başlı cezai yaptırımlar bulunuyor. Eğer ürünün asıl hak sahibi kişi veya marka şikayette bulunursa savcılık iddianame hazırlıyor ee mahkemeye sunuyor. Sahte ve taklit ürün üreten ve satan kişilere hapis cezası ve adli para cezası veriliyor.

Marka haklarıyla ilgili suçlar 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu‘nun 30’ncu maddesinde düzenleniyor. İlgili maddede belirtilen fiillerin işlenmesi halinde söz konusu maddede çeşitli yaptırımlar ön görülüyor. Ancak bu suçlara karşı bir soruşturma yürütülebilmesi ve yargılama yapılması için marka sahibinin veya hak sahibinin şikayette bulunması gerekiyor. Yapılan şikayetin ardından savcılık, şikayeti yapan kişi tarafından verilen bilgiler ışığında soruşturmayı yürütüyor.

Soruşturma sırasında toplanan delillerin suçun işlendiği yönünde bir kanaat oluşturması halinde savcı iddianameyi hazırlayarak yargılamanın başlaması talebiyle mahkemeye sunuyor. Hakim iddianameyi uygun bulursa yargılama aşamasına geçiliyor.

Cezaya hükmedilebilmesi için markanın Türkiye‘de tescilli olması şartı aranıyor. Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılıyor.

Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldıran kişi, bir yıldan 3 yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılıyor. Yetkisi olmadığı halde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılıyor.

Özel Yatırım Fonlarının Avantajları Neler?

Son dönemde özel fonlar yatırım piyasasında oldukça popüler ve avantajlı. Sunduğu avantajlar ile yatırımcıları cezbeden özel yatırım fonlarının birçok farklı türü bulunuyor ve yatırımcılar kendileri için uygun gördükleri özel fonları alıp satabiliyor. Peki ama özel fonların avantajları neler? Yatırımcı özel fon aldığında hangi avantajlara sahip oluyor? İşte özel fon almanız için size sunduğu avantajlar…

Özel Yatırım Fonlarının Avantajları Neler?

“Özel fon almak istiyorum, özel fonların avantajları neler?” diyorsanız işte cevabı. Özel fon yönetimi kurumsal ve bireysel yatırımcılara birçok avantaj sunuyor. Portföy yönetim şirketlerinin yöneticileri öne çıkan avantajları şöyle sıralıyor:

Etkin varlık yönetimi yapan özel fonlar, yatırımların tek elden yönetimi, müşteri gizliliği, operasyonel işlem kolaylığı, zaman ve maliyet avantajının yanı sıra portföy çeşitliliği ve vergi etkinli sağlıyor.

Özel fonlar portföylerini fonu çıkartan kurum veya bireyin risk profili, hedefi ve yatırım vadesine göre belirleniyor. Fonu çıkartan kişi veya şirketin talebine göre özel fonların portföy yönetimi tamamen portföy yönetim şirketi tarafından gerçekleştiriliyor. Ancak dileyen kişi ve kurumlar zaman zaman fon portföyü yapısına ilişkin talepte bulunabiliyor.

Özel fonların da tıpkı yatırım fonları gibi vergisel avantajı var. Bireyler için çıkartılan fonlardan yüzde 10 stopaj kesilirken, tüzel kişilerin stopaj oranı sıfır.

Tüm fonlar gibi özel fonlar da oldukça likit. Portföyünde hisse senedi olan fonlarda takas iki gün olurken, kısa vadeli borçlanma araçlarında bu süre sadece T. Yani öğlene kadar verilen satış emrinin parası aynı gün yatırımcının hesabına yatırılıyor.

Özel fon kuran bireysel veya kurumsal müşteriler diledikleri takdirde fon pay satışı veya yeni pay alımı yapabiliyor. Bu da nakit ihtiyacı olduğunda veya nakit fazlası olduğunda fondan karşılanma imkanı sağlıyor.

Yatırım fonları birçok yatırım enstrümanından oluştuğu için risk de dağıtılmış oluyor. Fonlar piyasaları çok yakından takip eden para yöneticileri tarafından aktif şekilde yönetiliyor. Bu nedenle bireysel yatırımcılara göre daha yüksek getiri elde etmesi hedefleniyor.

Özel Fonlarda Takas Süresi Ne Kadar?

Peki özel fon alım ve satımlarında takas süresi ne kadar, kaç gün? Özel yatırım fonlarının takas süreleri tıpkı diğer yatırım fonlarında olduğu gibi portföyündeki menkul kıymetlere göre değişiklik gösteriyor. Örneğin özel yatırım fonunun portföyünde hisse senedi varsa takas süresi T+2. Yani fonun sahibi pay satış emri verdikten iki gün sonra para hesabına yatırılıyor. Şayet yatırım fonunun portföyünde sadece sabit getirili enstrümanlar varsa o durumda takas süresi T+1 oluyor. Sabit getirilide kısa vadeli borçlanma araçları kullanılıyorsa bu durumda takas süresi T oluyor. Yani saat 13:00’e kadar talimat veren bir kişi aynı gün içinde parasını alabiliyor. Burada tek istisna portföyünde yabancı menkul kıymet bulunduran özel fonlar. Uzmanlar yabancı hisse senedi ve tahvillerde takas süresinin ülkelere göre farklılık gösterdiğini belirtip sürenin ise T+2’den daha uzun olduğu bilgisi veriyor.

Socar Yeni Yatırımı İçin Hazırlık Yapıyor

Bilindiği üzere Azerbaycan menşeli şirket SOCAR Türkiye’de dev bir yatırıma imza atarak petrokimya tesisi kurmuştu. Socar şimdi de yeni dev proje için son hazırlıklarını tamamlıyor. Türkiye’deki en büyük dış yatırımlardan biri kardeş ülke Azerbaycan devlet şirketi Socar’a ait. Firma, Türkiye’de toplam 19.5 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirecek.

Şimdiye kadar bu yatırımların önemli bölümünü gerçekleştirdi. Yatırımların 12.6 milyar dolarlık kısmı tamamlandı. Sadece Star Rafinerisi için 6 milyar dolar yatırım yapıldı. Petkim, Petlim, Star Rafineri ve TANAP gibi büyük yatırımlara imza atıyor. Firmanın yöneticileri, Türkiye’ye yatırımlarının devam edeceğini her fırsatta dile getiriyor. Bu yatırımlardan birinin hazırlıkları başlamış. Star Rafineri gibi büyük bir yatırım planlanıyormuş. Socar ikinci tesis için önce planlama ve organizasyon ihalesine çıkmış. Bir Fransız ve İtalyan firmaya sessiz sedasız ihaleyi vermişler.

6 Milyar Dolarlık Dev Proje

6 milyar dolarlık dev bir iş. Onlar da bir oteli mesken tutmuş. Orada yüklenici firmalarla görüşmelere başlamışlar. İnşaat ve kurulum için onlarca alt yüklenici ile temasa geçmişler. İspanyol Tecnicas Reunidas, Koreli Huyundai Contracting ve Fransız Maire Technimont gibi firmalarla ilk görüşmeler yapılmış.

Son dönemdeki en büyük projelerden biri olacakmış. Bu dev ihalede umarız dünyanın birçok bölgesinde önemli projelere imza atan Türk inşaat şirketleri de rol alır…

Rusya Petrol Üretimini Azaltarak Neyi Hedefliyor?

Bilindiği üzere petrol konusunda Rusya da dünya çapında sözü geçen önemli ülkelerden bir tanesi. Son dönemde Rusya petrol üretimini azaltmak gibi bir hedefi ortaya koydu. Peki Rusya petrol üretimini kısarak sadece fiyatları mı yükseltmeyi hedefliyor? Hayır. Rusya, Suudi Arabistan ile petrol üretimini kısarak sadece fiyatları yükseltmeyi değil, Ortadoğu’daki varlığını güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol İttifakı’ndaki işbirliğininse başka alanlara da genişlemesi bekleniyor.

Tek Amaç Petrol Fiyatlarını Yükseltmek Değil

Rusya’nın Suudi Arabistan ile petrol üretim anlaşması yapması, başlarda petrol fiyatlarını yukarı çekerek ekonomileri rahatlatacak fırsatçı bir adım olarak değerlendirilmişti. Üretimi kısma anlaşması çalıştı, petrol fiyatlarını yukarı çekti. Ancak ilerleyen dönemde anlaşmanın Rusya için petrolden daha öteye bir anlamı olduğu da ortaya çıktı. Ortadoğu’da ABD’nin azalan etkisine karşılık Rusya daha geniş bir ilişki zinciriyle bölgede varlığını güçlendirmek istiyordu. Rusya’nın bölgede İsrail, İran, Suriye ve hatta Hamas ve Hizbullah ile olumlu ilişkileri var.

Rusya’nın Ortadoğu’da Eli Güçleniyor

Petrol anlaşmasıyla portföyüne başta Suudi Arabistan gibi bir gücü ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC’in diğer Ortadoğulu üyelerini de eklemesi, elinin iyice güçlenmesi anlamına geliyor. Ayrıca yükselen petrol fiyatlarının bütçe ve ekonomiye katkısını da eklersek buna tam bir “kazan-kazan politikası” demek mümkün. Aslında ironik olan Rusya’yı Suudi Arabistan ile işbirliğine zorlayanın ABD olması. Petrol bolluğuna, ABD’li üre- ticilerin de kaya gazı üretimiyle katılması, Suudi Arabistan ve Rusya gibi büyük üreticileri önlem almaya zorladı. Royal Bank of Canada’nın emtia stratejisi başkanı Helima Croft, ABD’nin üretiminin Rusya lideri Putin’i acilen önlem almaya ittiğini belirterek “Putin burada OPEC ile hareket etmenin yarattığı fırsatı anladı. Rusya’nın bölgesel gücünü genişletmek için kullandı” diye konuşuyor. Croft ABD’nin değişken Ortadoğu politikaları ile bölgede boşluk bıraktığını vurgulayarak “Rusya ve Suudi Arabistan’ın ilişkisi petrolden daha ileriye gitti.

Ortadoğu’da Stratejik Bir Adım

Ortadoğu’da İran’dan daha iyi bir işbirlikçiye sahip olduklarını gösteriyorlar. Bunu sadece petrol politikasını değil Ortadoğu’da stratejik konuları şekillendirecek bir ortaklık olarak görüyorum” diyor. Georgetown Üniversitesi’nin Avrasya, Rus ve Doğu Avrupa Çalışmaları Merkezi’nin direktörü olan Profesör Angela Stent ise Suudi Arabistan’ın, Rusya’nın İran’a nükleer silah geliştirme konusunda ve Yemen ile devam eden savaşta karşı tarafa yardım etmesinden korktuğunu belirterek Rusya ile işbirliği yaptığını vurguluyor. Rusya-Suudi ortaklığı petrolle kalacak gibi görünmüyor. Saudi Aramco, Rusya’nın Kuzey Kutup bölgesindeki sıvılaştırılmış doğal gaz projesinde yatırım yapacak. Rusya Doğrudan Yatırım Fonu’nun ise Saudi Aramco’nun tarihin en büyük halka arzında yatırım yapması bekleniyor. Riyad merkezli Körfez Araştırma Merkezi’nin ekonomik araştırmalar müdürü John Sfakianakis, anlaşmanın tüm taraların işine geldiğini, ödemeler dengesini yoluna koyduklarını belirterek “Üretim düşük kalmaya ve petrol fiyatları da yüksek kalmaya devam edecek” diyor. Sfakianakis enerjideki stratejik ortaklığın diğer konulara da genişleyebileceğini belirterek, “Silah satın alma konusunu da  görüşüyorlar. Rusya’da yatırım yapma konusu da masada. Artık tamamen enerji ilişkisi değil. Enerji ile başladı, stratejik siyasi ilişki olma yolunda ilerliyor” diye konuşuyor. Rusya Enerji Bakanlığı Birinci Yardımcısı Aleksey Texler’in “Rusya, OPEC üyesi olmayı düşünmüyor. Ancak bu örgüt ile üretimi kısma anlaşması sona erdikten sonra da yakından çalışmaya devam edecek” sözleri işbirliğinin genişleyeceği görüşünü güçlendiriyor.

Aşırı Değerli Türk Lirası Neden Daha Tehlikeli?

Bilindiği üzere dolardaki yükseliş trendi uzun zamandır doları en önemli gündem maddelerinden biri haline getirdi. Dolardaki yükselişin devam edip etmeyeceği merak konusu iken büyük bir çoğunluk ise dolardaki yükselişin önümüzdeki dönemde de devam edeceğini düşünüyor. Uzun yıllar önce dolardaki ani yükselişlerin yaşanması önemli ekonomik krizleri de beraberinde getirdi.

Peki günümüzde dolardaki yükseliş eskiden olduğu gibi kriz yaratma konusunda halen etkili mi?

Dolar Yükselirse Kriz Olur Mu?

Çoğu insan için dolar TL’ye karşı değer kazanırsa bu, krizin habercisi olarak kabul edilir. Eski dünya düzeninde yani sermaye hareketleri böylesine serbest değilken, yani para istediği yere istediği kadar kolay transfer edilemezken ve Türkiye’nin döviz rezervleri düşük düzeyde iken bu yaklaşım çok da yanlış değildi.

Türkiye’nin yurtiçi tasarrufları yeterli değildir. Bu eskiden olduğu gibi şimdi de böyledir. O nedenle de yatırım için yabanacı tasarrufları ülkeye çekmeye ihtiyacı vardır. Dışarıdan borçlanılabildiği ölçüde yatırım ve üretim yapılmakta ve ithalat yükselmekte, cari açık artmaktadır. Bunların sonucunda ülke de hızlı bir büyüme kaydetmektedir. Bir süre sonra işler kötüye giderse o zaman borçlanma zorlukları ortaya çıkmakta, eski borçlar ödenememekte ya da yenileri alınamamakta, ithalat ve ardından büyüme düşmektedir. Sonuçta TL, dolara karşı değer kaybetmektedir. İşte o aşamada vatandaş bu gidişi kriz olarak algılamaktadır.

Aşırı Değerli Türk Lirası Cari Açığı Büyütüyor

Dolar yukarı gittiğinde Merkez Bankası rezervlerini piyasaya satarak doları bollaştırmakta ve TL’sini kıtlaştırmaktadır. Çünkü insanlar dolar alabilmek için TL vermektedir. Bu durumda TL değerlenmekte, dolar değer kaybetmektedir. Yani özetle dolar yükseldiğinde eskisi kadar kolay kriz olmaz. Ama bu, hiç kriz olmayacak anlamına da gelmez. Asıl kriz TL aşırı değerli kalmaya devam ederse olur. O zaman bizim cari açık alır başını gider ve kriz tohumları ekilmeye başlanır.

Türk Lirası’nın Aşırı Değerli Olması Daha Tehlikeli

İlginç bir durum ama TL‘nin aşırı değerli olması bir süre sonra aşırı değersiz hale gelmesine yol açar. Ki bu durum doların değer kazanması ve vatandaşın kriz çıkar mı korkusunun başlangıcını oluşturur. Daha açık bir ifadeyle, TL’nin aşırı değerli olması, aşırı değersiz olmasına göre daha tehlikeli bir durumdur. | Mahfi Eğilmez

Ekonomi Alanında Türkiye’nin İhtiyacı Olan Yapısal Reformlar

Ekonomi alanında Türkiye’nin en başta gelen yapısal reform ihtiyaçları neler? Yapısal reform, bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale gelebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılması olarak tanımlanabilir.
Diyelim ki sürekli açık veren bir sosyal güvenlik sistemi söz konusu. Bu açığı kapamanın üç yolu var:
  • Üyelerden alınan primleri arttırmak.
  • Emekli maaşlarını ve sağlık sigortası katkılarını düşürmek.
  • Borçlanmak.
Borçlanmak geçici bir çözümdür ve bazen de sorunu ağırlaştırabilir. O halde kalıcı çözüm için ilk iki önlemi almak gerekecektir. Bu düzenlemelere “yapısal reform” diyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı olan ekonomik yapısal reformların en önemlileri üç başlıkta toplanabilir:

İthalata Bağımlı Yapıdan Kurtulmak

Büyümenin ithalata bağımlı yapıdan kurtarılması ve çari açığın düşürülmesi. Bunun iki yolu olabilir: İç tasarrufları artırmak veya üretimin ithalata dayalı yapısını yerli girdilere yöneltmek. Her ikisi de zaman alıcı ve biraz can acıtıcı önlemleri gerektirse de tıpkı deprem önlemi gibi mutlaka yapılması gereken şeylerdir.

Dolaysız Vergi Sistemine Geçiş

Vergi sisteminin dolaylı vergilere dayalı olmaktan çıkarılıp dolaysız vergilere ağırlık veren bir yapıya dönüştürülmesi. Bu değişiklik öncelikle adil bir vergilemenin yerleştirilebilmesi için gereklidir. Çünkü dolaylı vergiler düşük gelirliden oransal olarak daha yüksek vergi alınmasına yol açar. Bir başka yararı da kayıt dışılığı önlemesinde görülecektir.

Enerji İthalatını Azaltmak

Enerji faturasının azaltılması için gerekli tasarruf önlemlerinin alınması. Enerjimizi dışarıdan ithal ettiğimiz için cari açığa olumsuz katkı yapan bu ithalat kalemini azaltıcı önlemleri almamız gerekiyor.

Bunlara daha birçok konu eklenebilir. Yalnız ekonomi alanında değil, eğitimden adalete kadar birçok konuda yapısal reformlara ihtiyacımız var. Ama hemen başlamak için bu üç alan bence doğru bir başlangıç olabilir.

Yerel Seçimlere Dair Notlar: Erken Seçim İmkansız Değil

Büyük bir merakla beklenen 2019 yerel seçimleri geldi, çattı, gerçekleşti ancak nedense bir türlü sonuçlanamadı. 31 Mart 2019 tarihinde gerçekleşen seçimlerin üzerinden tam 1 hafta geçmesine rağmen büyük şehirlerde sonuç alınamadı ve tabiki bunun sebebi mevcut iktidarın itirazları. İktidar partisinin elinde olan belediyelerde özellikle büyük şehir belediyelerinde inanılmaz bir direniş var. Ancak ne olursa olsun görünen o ki bunlar standart seçim sonrası sıradan itirazlara benzemiyor, adeta bir geciktirme, uzatma, oyalama operasyonu gibi bir durum söz konusu.

Suratlar Asıldı Keyifler Kaçtı

Türkiye’deki seçimler söz konusu olduğunda sürekli duyarız, büyük şehirlerin özellikle de başkent Ankara ve metropol İstanbul‘un kaybedilmesi tüm Türkiye’yi kaybettirir. Nitekim söz konusu bu durum yerel seçimlere damgasını vurdu. İktidar partisi tüm Türkiye’yi kaybetmedi elbette ancak finasal merkezler ve oy depoları olan büyük şehirler konusunda büyük bir şok yaşadı ve çıkmaza girdi. Tabi bu durum iktidar partisinin hiç hoşuna gitmedi, suratlar asıldı, keyifler kaçtı.

Gereği Düşünüldü

Düşünüldü, plan ve program yapıldı, “ne yapın edin ama bi çaresine bakın” dendi. Buradaki çareden kastımız en ideal çare. “giden gitti ama en azından İstanbul’u kurtarabilir miyiz?” gibi gibi…

Farklı Teoriler Var

Tabi tüm medyaya baktığımızda birçok kişinin bu konuda farklı teorileri var. Kimisi gerçekten oy sayımı sonucuna İstanbul ve Ankara‘yı iktidar partisinin alacağını öne sürerken kimisi bunun belediyelerdeki bir takım husulardan dolayı kazanan adayların mazbatayı almasını geciktirme operasyonu olduğunu, yine bir başka kesim bir şekilde işin bulandırılarak sonucunda Yüksek Seçim Kurulu’nun seçimleri tekrarlayacağına ve kimisi de “madem öyle işte böyle” politikası olduğunu düşünüyor.

Erken Seçim İmkansız Değil

Öncelikle Türkiye’de bu durumlarda herşey mümkün. Kimse çıkıp da yok şöyle yok böyle demesin. Şu anda müthiş bir inat ve bezdirme politikası güdülüyor. Seçim sonuçları adeta mikserle karıştırılıyor. Bırakın siyasileri halk bile sıkıldı bu seçim tantanasından. İktidar partisinin büyükşehir belediyeleri için yaptığı itirazlardan ve yeniden oy sayım sürecinden dolayı seçimler resmen askıda kaldı. Halk bezdi. Uluslararası toplum hayretle ve tebessümle bizi izliyor. Şimdi erken seçim olmaz, olmayacak diyenler bunun garantisini verebilirler mi? Kesinlikle olacak denemez ancak Türkiye’de erken seçim hiçbir zaman imkansız değil.

Son Baskı